ONDALIK

Latest Comments

Görüntülenecek bir yorum yok.

VAAZ BAŞLIĞI: KRALLIĞIN ONURU: CÜZDANIN DEĞİL, YÜREĞİN SINAVI

Hepimiz Tanrı’nın gücünü istiyoruz, değil mi? Hepimiz uyanış istiyoruz. Hepimiz hayatlarımızda, ailelerimizde Kutsal Ruh’un o muazzam hareketini görmek istiyoruz. Ama size bir soru soracağım ve dürüst olmanızı istiyorum: Tanrı’ya ağzınızla “Rab” diyorsunuz, peki O’na hayatınızın “tamamının” Efendisi olarak muamele ediyor musunuz?

Konu, yüreğinizin kime ait olduğudur.

“Rab Korkusu” olmadan, Tanrı’nın bereketini yönetemezsiniz. 21. yüzyılda yaşıyoruz. Kredi kartları, paralar, enflasyon, ekonomik krizler… Dünya sistemi size sürekli bağırıyor: “Tut! Sakla! Kendini garantiye al! Yarına ne olacağı belli değil!” Bu, Babil’in sesidir. Bu, Mammon ruhunun fısıltısıdır. Ama bugün size Krallığın sesini duyurmak istiyorum.

(Bölüm 1: İlklerin Prensibi – Eski Antlaşma’dan Bir Temel)

. Yasa gelmeden 430 yıl önce, iman atamız İbrahim, Melkisedek ile karşılaştığında ne yaptı? Ganimetin ondalığını verdi (Yaratılış 14). Neden? Kimse ona “vermezsen lanetlenirsin” dememişti. O, Tanrı’nın yüceliğini gördü ve O’nu onurlandırmak istedi.

Ondalık, matematiksel bir hesaplama değildir. “Maaşımın yüzde onu şuraya, kalanı bana…” Hayır! Ondalık, “İlklerin Prensibi”dir.

Kutsal Kitap’ta Habil ve Kayin örneğine bakın (Yaratılış 4). İkisi de sunu getirdi. Ama Tanrı neden Habil’inkini kabul etti de Kayin’inkini reddetti? Sadece kanlı kurban olduğu için mi? Dikkatli okuyun. Habil, sürünün ilk doğanlarından ve yağlarından getirdi. Kayin ise “toprağın ürünlerinden” getirdi. Kayin muhtemelen en iyisini kendine ayırdı, kalanından Tanrı’ya verdi. Habil ise “İlk ve en iyi Tanrı’nındır” dedi.

Tanrı ikinci olmayı kabul etmez kardeşlerim. Tanrı, hayatınızın, zamanınızın ve kazancınızın “ilk” sırasında olmak ister. Ondalığı vermediğinizde, aslında Tanrı’ya şunu diyorsunuz: “Sen benim kaynağım değilsin. Ben kendi bileğimin hakkıyla kazandım, sen sadece artakalanı alabilirsin.”

Malaki 3:8-10’u ezbere biliyorsunuz. “İnsan Tanrı’dan çalar mı?” Bu çok ağır bir itham! Tanrı neden “Çalıyorsunuz” diyor? Çünkü ondalık zaten sizin değildir! O Rab’be aittir. Siz size ait olmayanı cebinizde tuttuğunuzda, evinizde “Lanetli bir nesne” (Yeşu 7 – Akan’ın günahı gibi) tutmuş olursunuz. Göklerin kapaklarının kapalı olmasının sebebi, Tanrı’nın cimri olması değil, sizin O’nun onurunu çalmanızdır.

(Bölüm 2: Yeni Antlaşma ve Lütuf Standardı)

 Lütuf, standardı aşağı çekmez; Lütuf standardı yükseltir ve o standardı yerine getirmeniz için size güç verir!

Eski Antlaşma’da “Zina etme” diyordu. İsa Mesih geldi ve ne dedi? “Kadına şehvetle bakmak bile zinadır.” Standart düştü mü? Hayır, yüreğe indi ve yükseldi. Eski Antlaşma’da “Öldürme” diyordu. İsa ne dedi? “Kardeşine aptal diyen bile yargıyı hak eder.”

Peki, konu paraya gelince Lütuf neden “Artık istediğin kadar cimri olabilirsin” desin? Bu mantıklı mı? İsa Mesih Matta 23:23’te Ferisileri azarlarken ne dedi? “Nanenin, dereotunun, kimyonun ondalığını verirsiniz de… adaleti, merhameti, sadakati ihmal edersiniz.” Ve ekledi: “Bunları da yapmalı, ötekileri de ihmal etmemeliydiniz.”

İsa, ondalığı iptal etmedi. O, ondalığın ötesine, cömertliğe ve kurban vermeye (sacrificial giving) işaret etti. Yeni Antlaşma standardı ondalık değil, “her şeyin” Tanrı’ya ait olduğunu bilmektir. İlk kiliseye bakın (Elçilerin İşleri 4). Kimse “bu mal benimdir” demiyordu. Mallarını satıp ayaklarının önüne seriyorlardı. %10, bir Hristiyan’ın cömertliğe başladığı “taban” noktasıdır, tavanı değil!

(Bölüm 3: Ondalık İtaat, Sunu ise Sevgidir)

Burada bir ayrım yapmamız lazım. Bevere tarzı netlik budur: Ondalık (Tithe): İtaattir. Borcunuzu ödemektir. O zaten Tanrı’nındır. Bunu vererek bir kahramanlık yapmazsınız, sadece dürüst bir kâhya olursunuz. Sunu (Offering): İşte sevgi burada başlar. Ondalığın üzerine ektiğiniz tohumdur sunu.

Pavlus, 2. Korintliler 9:6-7’de “Az eken az biçer, çok eken çok biçer” dediğinde ondalıktan bahsetmiyordu, sunudan bahsediyordu. Çiftçilik yasası nettir. Elindeki tohumu yersen, sadece o gün doyarsın. Ama o tohumu toprağa atarsan –ki bu riskli görünür, tohumu kaybediyor gibi hissedersiniz– geleceğini garanti altına alırsın.

  1. yüzyıl kilisesinde en büyük sorunumuz “tüketici” zihniyetidir. Kiliseye geliyoruz, “Övgü nasıldı? Vaaz nasıldı? Koltuklar rahat mıydı?” diye soruyoruz. Sanki bir sinemaya gelmişiz gibi! Ama Krallık kültürü “tüketmek” değil, “katkıda bulunmak” üzerine kuruludur.

Sunularınız, Tanrı’ya olan şükranınızın sesidir. Tanrı paraya muhtaç mı? Göklerin ve yerin Yaratıcısı sizin Türk Liranıza, Dolarınıza, Euronuza muhtaç mı? Asla! Ama O, sizin yüreğinize talip. İsa dedi ki: “Hazinemiz neredeyse, yüreğiniz orada olacaktır” (Matta 6:21). Eğer cüzdanınız Tanrı’nın egemenliğinde değilse, yüreğiniz de tam olarak orada değildir. Kendimizi kandırmayalım.

(Bölüm 4: Mammon Ruhunu Kırmak ve Fırtınada Yürümek)

Şu an içinde bulunduğumuz ekonomik şartları biliyorum. Markete gittiğinizde fiyatların nasıl arttığını görüyorum. Kiralarınızı ödemekte zorlandığınızı biliyorum. Şeytan tam da bu noktada gelir ve kulağınıza fısıldar: “Şimdi verme zamanı değil. Hele bir durumunu düzelt, sonra verirsin. Tanrı senin kalbini biliyor.”

Bu bir tuzaktır! Bu, İsrail halkının çölde korkup vaat edilmiş topraklara girmemesine neden olan korku ruhudur. Kriz zamanları, Tanrı’nın çocuklarının parlayacağı zamanlardır. İshak’ı hatırlayın (Yaratılış 26). Ülkede kıtlık vardı. Herkes kaçıyordu. Ama Tanrı ona “Burada kal ve ek” dedi. İshak o kıtlık yılında ekti ve yüz kat ürün aldı. Neden? Çünkü o ekonomiye değil, Tanrı’nın sözüne bakıyordu.

Siz kime güveniyorsunuz? Banka hesabınıza mı, yoksa göklerin tükenmez hazinesine mi? Tanrı’yı ondalıklarınızla ve sunularınızla onurlandırdığınızda, aslında şunu ilan ediyorsunuz: “Ben bu dünyanın sistemine bağlı değilim. Ben Krallık ekonomisine bağlıyım. Enflasyon benim Tanrımı tahtından indiremez!”

Eğer siz Tanrı’nın evine bakarsanız, Tanrı da sizin evinize bakar. Bu bir ticaret değildir, bu bir baba-oğul ilişkisidir, bir ahit (anlaşma) ilişkisidir.

(Sonuç ve Çağrı)

Sözlerimi bitirirken sizi Rab’bin huzurunda ciddiyete davet ediyorum. Belki yıllardır kilisedesiniz ama finansal alanda bir türlü bereket kapısının açılmadığını görüyorsunuz. Belki de “delik torbaya” (Hagay 1:6) para koyar gibisiniz. Kazandığınız gidiyor, bereket tutunamıyor.

Bugün size tövbe etmeniz için bir fırsat veriyorum. Cimrilik bir günahtır. Tanrı’ya güvenmemek bir günahtır. Gelecek korkusuyla elini sıkı sıkı kapatmak, Tanrı’nın babalığına hakarettir.

Kutsal Ruh şu an bazılarınızın yüreğine dokunuyor. O “miktarı” biliyorsunuz. O atmanız gereken adımı biliyorsunuz. Belki ondalığınızı vermeyi bıraktınız. Belki de Rab sizi daha fazlasını, bir “feda sunusu” vermeye çağırıyor ama korkuyorsunuz.

Korkuyu reddedin! Onur yolunu seçin. Tanrı’yı ilk sıraya koyun.

Bugün bir karar verin. Deyin ki: “Rabbim, elimdeki her şey Senindir. Ben bir sahibim değilim, ben Senin kahyanım. Bugün korku zincirlerini kırıyorum. Senin evini ihmal etmeyeceğim. Seni onurlandıracağım ve biliyorum ki Sen, Kendini onurlandıranı onurlandırırsın (1. Samuel 2:30).”

Gelin şimdi ayağa kalkalım. Cüzdanlarınız için değil, yüreklerinizin özgürleşmesi için dua edeceğiz. Çünkü veren el, her zaman alan elden üstündür ve Tanrı sevinçle vereni sever.

Dua: Baba, İsa Mesih’in adıyla geliyoruz. Mammon ruhunun üzerimizdeki etkisini kırıyoruz. Kıtlık bilincini reddediyoruz. Bugün tövbe ediyoruz; Senin olanı Senden esirgediğimiz için bizi bağışla. Bize İbrahim’in imanını ver. Bize dul kadının cesaretini ver. Elimizdekini Senin Krallığın için ekeceğiz ve Senin vaadine güveneceğiz. Göklerin kapaklarını aç ve üzerimize bereketini dök, öyle ki her iyi iş için bol kaynağımız olsun. İsa’nın güçlü adıyla, Amin.

Kelime Kökeni ve İncil’deki Yeri

Mammon, Aramice kökenli bir kelimedir ve düz anlamıyla “zenginlik, mal, mülk” demektir. Ancak İsa Mesih, Matta 6:24’te (ve Luka 16’da) bu kelimeyi çok özel bir şekilde kullanır:

“Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez… Hem Tanrı’ya hem de Mammon’a (Paraya) kulluk edemezsiniz.” (Matta 6:24)

Dikkat ederseniz İsa burada Tanrı’nın karşısına Şeytan’ı koymuyor; Mammon’u koyuyor. Bu, paranın sadece bir değişim aracı olmadığını, Tanrı’nın egemenliğine rakip olmaya çalışan, kendine ait bir iradesi ve sesi olan “ruhsal bir güç” olduğunu gösterir.

2. Mammon Ruhu Nedir?

Vaazda bahsettiğim “Mammon Ruhu”, parayı seven, ona güvenen ve ondan “güvence” bekleyen bir putperestlik sistemidir.

  • Aldatıcıdır: Mammon insana şunu söyler: “Eğer daha fazla paran olursa, güvende olursun. Geleceğin garanti altında olur.” Oysa gerçek güvence sadece Tanrı’dadır.
  • Tanrı’ya Rakiptir: Tanrı “Ver” der, Mammon “Tut” der. Tanrı “İman et” der, Mammon “Hesap yap” der.
  • Korkuyla Yönetir: Mammon’un en büyük silahı “yetersizlik korkusu”dur. “Ya yetmezse? Ya aç kalırsan?” diyerek insanı cimriliğe ve bencilliğe iter.

Vaazda “Mammon ruhunu kırmak” ifadesini şu yüzden kullandım: İnsanlara sadece “Cüzdanınızı açın” derseniz, bu sadece bir para toplama konuşması olur. Ama onlara “Sizi korkutan, Tanrı’ya güvenmenizi engelleyen o Mammon ruhunu reddedin” derseniz, olayı ruhsal bir savaşa dönüştürmüş olursunuz.

Özetle: Mammon, paranın kendisi değildir; parayı yöneten ve parayı kullanarak bizi Tanrı’dan soğutmaya çalışan dünyevi/şeytani zihniyettir. Para bizim hizmetkârımız olmalıdır (araç), efendimiz (Mammon) değil.

FİNANSAL ÖZGÜRLÜK İÇİN 5 İMAN İKRARI

1. KİMLİK İKRARI: “Ben Sahibim Değil, Kâhyayım” “İlan ediyorum ki; sahip olduğum her şeyin asıl sahibi Rab’dir. Ben sadık bir kâhyayım. Elimdekileri korkuyla sıkmıyorum, Tanrı’nın Krallığı için cesaretle yönetiyorum. Kıtlık bilincini reddediyorum, Krallık bolluğuna iman ediyorum.” (Kaynak: 1. Tarihler 29:11-12, 1. Korintliler 4:2)

2. OTORİTE İKRARI: “Mammon Efendim Değil, Para Hizmetkârımdır” “İlan ediyorum ki; Mammon ruhunun yalanlarını ve korkularını reddediyorum. Para benim efendim değildir, Tanrı’nın işini yapmak için kullandığım bir araçtır. İki efendiye kulluk etmiyorum; sadece Rab İsa’ya hizmet ediyorum ve O’na güvendiğim için asla utandırılmayacağım.” (Kaynak: Matta 6:24, Romalılar 10:11)

3. İTAAT İKRARI: “İlkleri Veriyor, Korumayı Alıyorum” “İlan ediyorum ki; gelirimin ilk kısmını (ondalığımı) sadakatle Rab’bin evine getiriyorum. Böylece hayatımdaki yiyici ve yok edici ruhu azarlıyorum. Göklerin kapakları üzerimde açıktır ve Tanrı’nın bereketi evimde egemendir.” (Kaynak: Malaki 3:10-11, Süleyman’ın Özdeyişleri 3:9-10)

4. HASAT İKRARI: “Tüketici Değil, Ekiciyim” “İlan ediyorum ki; ben ruhsal bir çiftçiyim. Tohumumu (sunumu) kıtlıkta bile imanla ekiyorum. Gözyaşlarıyla eksem bile sevinçle biçeceğimi biliyorum. Tanrı her türlü lütfu bana bol bol vermeye muktedirdir; öyle ki her zaman, her şeyde, her iyi iş için yeterli kaynağım olsun.” (Kaynak: 2. Korintliler 9:8, Mezmur 126:5)

5. KAYNAK İKRARI: “Ekonomi Sarsılsa da Kaynağım Sağlamdır” “İlan ediyorum ki; işim, maaşım veya müşterilerim sadece birer kanaldır; benim asıl ve tükenmez kaynağım Rab’dir. Dünya ekonomisi sarsılsa bile, benim bağlı olduğum Göklerin Krallığı sarsılmaz. Tanrım, zenginliğiyle her ihtiyacımı görkemli bir şekilde karşılar.” (Kaynak: Filipililer 4:19, İbraniler 12:28)

CATEGORIES:

Uncategorized

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir